Marshmallowu Yemek ya da Yememek.. İşte Bütün Mesele Bu (mu)!

Bir şekeri yememeye çalışmak çocuklar için oldukça zordur. Çocuklara beklediklerinde ikincisini alabileceklerinin söylendiği ve davranışlarının izlendiği deneyi bilirsin. Bu deney, beklemeyi başaran çocukların ileriki hayatlarında da çok başarılı olduklarını söyler. Peki ya neden bazı çocuklar kendisini kontrol edebilirken bazısı zorlanmaktadır? Başarının anahtarı doğuştan getirilen bazı becerilerde midir?

Hazzı erteleyebilmek başarı için önemli bir öngördürücüdür. Yani yapmak istediğin şeyleri yapmayı ertelemek için sabır gösterebiliyor, çok da keyifli olmayan aktiviteleri yaparak hazzını öteleyebiliyorsan, başarı için önemli bir adım atmış sayılabilirsin. Ancak bu beceri doğuştan mı geliyor? Neden bazı insanlar bunun başarırken bazıları yapamıyor?

Marsmallow deneylerini duymuşsundur, hatta son zamanlarda bu deneyi kendi çocukları ile yapıp video kaydına alan pek çok ebeveyn de var ve çok sevimli görüntüler ortaya çıkıyor. Deney 1960’ların sonunda Walter Mischel tarafından yürütülüyor. Deneyde çocuklara bir şeker sunuluyor ve artık bu şekerin onun olduğu, isterse yiyebileceği ancak eğer deneycinin içeri gidip dönmesini yemeden beklerse ikincisine de sahip olabileceği söyleniyor. Deney 600 çocuk üzerinde yapılıyor, 3’te 1’inin sabredip ikinci şekeri aldıkları gözleniyor. Şekeri yememek için sabreden çocukların geliştirdikleri bazı stratejiler var. Bu çocuklardan bazıları şekerden uzak durarak, bazıları şarkı söyleyip dikkatlerini dağıtarak bunu başarıyor. Deneye katılan tüm çocuklar 40 yıl boyunca takip ediliyor ve yemeyip sabreden çocukların üniversite giriş sınavlarından tutun da evliliklerine kadar daha başarılı oldukları görülüyor. Aslında bu çalışma ile doğuştan gelen bir başarı eğilimi/anahtarı söz konusu olduğu iddia ediliyor.

Peki bu hazzı erteleme becerisi gerçekten de doğuştan mı geliyor?

2012’ye gelindiğinde, Rochester Üniversitesi’nde bir doktora öğrencisi olan Celeste Kidd, bu doğuştan gelen hazzı erteleme ya da dürtü kontrolü fikrini yeterli bulmuyor. Kidd daha önce aileleri tarafından terk edilen çocukların bulunduğu bir kurumda gönüllü olarak çalışmış biri ve bu çocukların yetişkinlerle ilişkilerinin yaşadıkları hayal kırıklıkları nedeniyle diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünüyor. Bu çocuklara verilen sözler bu zamana kadar tutulmamış. Bu yüzden de bu çalışma bu çocuklarla yapılsaydı yetişkinin ikinci şeker sözünü tutacağına inanmayıp farklı davranırlardı diye düşünerek, güven değişkenini de işe katan yeni bir deney tasarlıyor.

Bu deneyde çocuklar bir görüşmeci ile odaya alınıyor. Beraber boyama yapacaklar. Tam yaparken görüşmeci içeriden çok daha güzel bir boyama seti getirebileceğini söylüyor ve içeri gidiyor. İlk grup çocuk ile çalışırken gerçekten de elinde çok daha güzel bir boya seti ile dönüyor. Ancak ikinci grup çocukla çalışırken içeriden eli boş dönüyor ve bulamadığını söylüyor. Çocuklarda ciddi bir hayal kırıklığı oluşuyor. Tek bir hayal kırıklığı yaşantısı bile çocukların görüşmeciye olan güvenini sarsıyor ve bu çocukların ikinci şeker geleceği söylendiğinde de bekleme davranışlarının daha kısa sürdüğü gözleniyor. Deneyin kısa bir videosunu buradan izleyebilirsin.

Bu deney şunu söylüyor, evet bazı çocuklar dürtülerini daha kontrol edebilir olarak doğuyor olabilirler ancak durum bir tek bundan ibaret değil. Başka insan ilişkileri de çocukları şekillendirebiliyor. “Bir dereceye kadar, mizacın açıkça miras alındığını biliyoruz, çünkü bebekler doğumdan itibaren davranışlarında farklılık gösteriyor. Ancak bu deney, küçük çocukların eylemlerinin aynı zamanda çevreleriyle ilgili rasyonel kararlara dayandığına dair sağlam kanıtlar sağlıyor.” diyor profesör Richard Aslin.

Öyleyse bu, ebeveyn olarak her dakika güvenilir bir model olmakta başarısız olacağından endişelenmen gerektiği anlamına mı geliyor?

Aslin, “Çocuklar ebeveynlerin ve yetişkinlerin davranışlarını izliyor, ancak her eylemin ayrıntılı kayıtlarını tutmaları pek olası değil” diyor ve ekliyor; “Bu, her eylemde değil, bir ebeveynin güvenilirliği veya güvenilmezliğini genel olarak hissettirebileceği bir duygudur.” Yani böylesi bir deneme tek başına ne çocuğunun dürtü kontrolü yapamadığını gösterir ne de senin güvenilmez bir ebeveyn olduğunu.

Uzun vadede fayda sağlayacak olan ders çalışma eylemi yerine kısa vadede haz sağlayacak olan oyun oynama arzusunu bastırabilme becerisi tabi ki başarı için bir adım olabilir ancak yeterli değildir. Bu yüzden çocuğun için başarının tek anahtarının bu olmadığını, çevresel etkilerle başarısı üzerinde kontrolün olabileceğini unutma!

Yararlanılan Kaynaklar

  • Mischel, W., & Ebbesen, E. B. (1970). Attention in delay of gratification. Journal of Personality and Social Psychology, 16(2), 329–337. 
  • Kidd, Celeste; Palmeri, Holly; Aslin, Richard. ( 2013). Rational snacking: Young children’s decision-making on the marshmallow task is moderated by beliefs about environmental reliability. Cognition, 109-114.
Klinik Psikolog Feyza Baca Biçer
Yaşamayı ve gülmeyi seven, öğrenmekten ve öğrendiklerini paylaşmaktan keyif alan bir psikolog, akademisyen.